SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Yazı Karakteri Boyutu:
   
SİNEMARDİNLİ MARDİN!
30 Haziran 2009 Salı 08:21
Bundan 3 yıl evvel sinemasız şehrin sinema festivali olarak adını duyduğumuz Mardin Film Festivali SİNEMARDİN, 4. yılında, hem şehre bu yıl kazandırılan sinema salonuyla, hem de uluslararası...
Bundan 3 yıl evvel “sinemasız şehrin sinema festivali” olarak adını duyduğumuz Mardin Film Festivali SİNEMARDİN, 4. yılında, hem şehre bu yıl kazandırılan sinema salonuyla, hem de uluslararası bir festivale dönüşerek, 20-26 Haziran tarihlerinde şehir halkı ile sinemacıları ve filmlerini buluşturdu.
3 gece 4 gün geçirdiğim bu rüya şehirde bulunma sebebimin, bu kez gazeteci akreditasyonu değil; festivalin kısalar bölümüne seçilen kısa filmim -Haliller Yüzünden/Because of Halils- olması, benim için ayrı bir mutluluk kaynağıydı. Ne ki, bu, elbette gazetecilik işini icra etmemek anlamına gelmiyor.
O vakit, şehirle ve insanıyla başlayalım...
PLATO ŞEHRİN ‘FİLİM’ ADAMLARI
İstanbul’un deniz mavisinin ardından, Orta Anadolu’nun toprak kahverengisini aşıp, yolculuğu uçakla yapıyorsanız eğer, 1 saat 40 dakika sonra Mardin’in taş sarısıyla karşılaşıyorsunuz. Mardin’de bu mevsimde hakim renk sarı. Taş sarı, toprak sarı; ev sarı, yaprak sarı... Mardin, Eski ve Yeni Şehir olmak üzere iki bölgeden oluşuyor. Dağın yamacına, kalenin altına kurulu Eski Şehir’deki otelimize yerleştikten sonra, zaman kaybetmeden keşfe çıkıyoruz. Çarşıyı geçip sokaklarda yürümeye başlıyoruz. Taş sokaklar tarih kokuyor. Evet, Mardin sıcak olmasına sıcak da karasal ikliminden kaynaklı nem oranı düşük; bu yüzden de İstanbul’daki kadar terlemiyorsunuz. Geçitler, yollar cezbediyor insanı. Tarihsel bir filmin, bir figürü gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sanki şehir kocaman bir film platosu.
İstanbul’da sinema okuyan Haydar arkadaşımızın rehberliğinde ilk durağımız Ulu Cami oluyor. ‘Filim’ adamların en küçüğü İsmail’le burada karşılaşıyoruz. Boynunda “gönüllü rehber” kartı, Ulu Cami’yi anlatıyor bize. Caminin içerisinde, serinliğin nedenini açıklarken yaptığı bir harekete kırılıyoruz gülmekten: “Caminin bu kadar serin olmasının nedeni...” diyor ve sağ elinin avucuyla taş duvara vuruyor. Biz “serinliğin nedeni taş yapı” diyeceğini düşünürken, sol elinin işaret parmağıyla tepemizde dönen pervaneyi gösterip cümlesini “pervaneden dolayı” diye tamamlıyor.
Sonraki durağımız bir Süryani kilisesi olan Kırklar Kilisesi. Peder, kilisenin ve 40 şehidin hikayesini anlatıyor bize. Oradan çıkıp çarşıları dolaşmaya devam ediyoruz. Akşamına, bir arkadaşımızın “sulu yemek” ihtiyacı üzerine -çünkü mönüler genellikle kebap ağırlıklı Mardin’de- girdiğimiz lokantada karşılaşıyoruz Ahmet abiyle. Her sözü bomba Ahmet abinin. Biz mizahi kişilikleri Doğu Karadeniz’de odaklanmış sanırdık. Mardinliler Lazlara rakip! Ahmet abi öyle espri olsun diye konuşmuyor ama... Mizah, dosdoğru söylediği sözlerde açık ediyor kendini. “Ne anlıyorlar bu taşlardan bu gavurlar bilmem!” diyor. “Gavur” sözü üzerine bir arkadaşımız, yanımızdaki bir arkadaşın da gayrimüslim olduğunu belirtince, “Avrupalılara diyorum ben” diyor Ahmet abi; “Avrupalı mı o? Değil! Burada Süryani, Kürt, Arap, kardeşiz yoksa biz...” Mardinliler konuşmayı, iletişim kurmayı seviyorlar; hazırcevaplar. Sıkı fıkı olmak için uzun uzadıya tanışmalara ihtiyaçları yok; kafadan giriyorlar muhabbete, 40 yıllık arkadaşmışız gibi anlatıyorlar hikayelerini. Sıcakkanlılık, mizah, samimiyet içlerine işlemiş sanki. Ve kaldığımız otelin altındaki video dükkanındaki “Acil Güldürü” adlı yerel film afişi durumu özetliyor sanki. Benim için tek sıkıntı, filmin VCD’sini satın almayı akıl etmemiş olmam...
Festivalin ikinci gününde “Beşir’le Vals” filmine yetişmek için caddede hızlı hızlı ilerlerken, daha dün ayaküstü konuştuğum insanların “Abi, sizinkiler az evvel geçtiler burdan, sinemaya gidiyorlardı” diye yol göstermesi, bölge halkından öğrenilecek çok şey olduğunu gösteriyor.
AYÇA’NIN GECESİ...
Ve festival başlıyor... Erdoba Evleri’nin balkonundaki kokteylde önce yerel yöneticiler, daha sonra Suriye’den gelen Arap sinemacılar söz alıyor. Festival bu yıl Arap sinemasına özel bir ihtimam gösteriyor. “Arap sinemasına bakış” başlıklı sempozyumlar düzenleniyor. Konuşmaların ardından, solisti, “Gitmek” filminden tanıdığımız Ayça Damgacı olan “Göçebe Şarkılar” grubu sahne alıyor. İspanyol, Makedon, Kürt ve Arap ezgileri yayılıyor Mezopotamya Ovası’na... Delifişek gençlik hop hop hopluyor. “Göçebe Şarkılar”ın ardından Korolar Yarışıyor programında yer alan “Mardin Korosu” sahne alıyor. Şarkılar bitince sahneden bir ses yükseliyor: “Sinemamızın genç ve başarılı yönetmenlerinden Hüseyin Karabey’in ‘Gitmek’ filmini izlemek üzere Cumhuriyet Meydanı’na davet ediyorum sizi!” Kafile meydana doğru yola koyuluyor. Bu gece Ayça Damgacı’nın gecesi... Göçebe Şarkılar konserinden sonra, bu kez “Gitmek”le sahnede Ayça. Şehri gerdanlık gibi saran kalenin surlarının aşağısındaki meydanda, yazlık sinema keyfini çıkarıyor Mardinliler. Meydanın yan tarafındaki düğün salonundan yükselen Emin Arbani melodilerine rağmen, film, sonuna kadar pür dikkat izleniyor. Festivalin ilk günü “Gitmek” filmiyle sonlanıyor.
FESTİVAL İÇİN KİM NE DİYOR?
Dziga Vertov’un “kameralı adamı” gibi, kameramı yanımdan ayırmıyorum Mardin’de. Bereket, ufak bir kameram var da, yolda belde gezerken kolum kopmuyor ağrıdan. Ve mümkün olduğunca festivali düzenleyenlerden ve izleyicilerden fikirler almaya çalışıyoruz; Asi Film’den Serdal Doğan arkadaşımla birlikte. “Tanrıkent” filmiyle tanıdığımız Fernando Mairelles’in yönettiği, Jose Saramago’nun aynı adlı romanından uyarlanan “Körlük” filminin çıkışında, yeni açılan Sinemardin Sinema Solonu’nun bahçesinde sohbet ettiğimiz, mesleğe Mardin’de başlayan Savaş Öğretmen, festivali 2 yıldır takip ettiğini, festivalin git gide iyiye gittiğini ve filmlerin çok kaliteli olduğunu söylüyor. Biz de hemfikiriz Savaş Öğretmen’le.
Festivalde gösterilen filmlerden bazıları şunlar: Geçtiğimiz yıl Altın Portakal’da En İyi Film seçilen Ben Hopkins’in “Pazar: Bir Ticaret Masalı” filmi, 2008’in En İyi Yabancı Altın Küre sinema ödülünü alan Ari Folman’ın “Beşir’le Vals” filmi, dünyaca ünlü Japon animasyoncu Hayao Miyazaki’nin “Küçük Deniz Kızı Ponyo” filmi, Derviş Zaim’in “Nokta”sı, Reha Erdem’in “Hayat Var” filmi, Atalay Taşdiken’in ilk uzun metrajı “Kızkardeşim”i, İnan Temelkuran’ın “Made in Europe”u ve Arap sinemasının seçkin örnekleri ve belgeseller ve kısalar...
Bizim, festivaldeki favorimiz ise Ari Folman’ın yönettiği, 15-29 Eylül 1982’de Beyrut’a giren İsrail ordusunun, İsrail yanlısı Falanjistlerin de yardımıyla Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarında yaptığı korkunç katliamı anlatan animasyon-biyografi türündeki “Beşir’le Vals” filmi. İsrail ordusunda savaşan Ari, hayatının o dönemiyle ilgili pek bir şey hatırlamadığını fark edip şaşırır. Bu ilginç durum karşısında, dünyanın dört bir yanından dostlarını ve asker arkadaşlarını bulup savaşta yaşananlar hakkında konuşmaya karar verir. O dönemle ve kendisiyle ilgili gerçeği ortaya çıkarması gerekmektedir. “Beşir’le Vals”in en önemli tarafı ise İsrailli bir yönetmen tarafından yapılmış olması. Bizim yorumumuz “Türkiye’de böyle bir film yapılsa, o zaman birçok şeyi aşmış oluruz” şeklinde.
İzleyicilerle konuşmaya devam ederken Sinemardin’in fuayesinde oturan Mardinli iki bayan öğretmenle karşılaşıyoruz. Hep öğretmenler mi izliyor bu festivali diye düşünüyoruz. Geçen yıl da katılmışlar festivale; “bu yıl filmler daha iyi” diyorlar ama bir şikayetleri var! Alan Ball’ın yönettiği “Tabu” adlı filmi, içinde çok fazla cinsel içerikli sahne olduğu için terk etmişler. “Bilseydik hiç girmezdik” diyorlar ve ekliyorlar: “Mardin halkı henüz bu tür filmler izlemeye hazır değil!” Serdal, sinemanın öznel yanından bahsediyor ve sinemada cinselliğin de yer alabileceğini söylüyor. “Tamam da” diyor bayan öğretmenler; “neyle karşılaşacağımız önceden söylenseydi, hiç girmezdik yani!” Tartışma biraz uzuyor. Nihayetinde “Tabu” dışında festivalden gayet memnun olduklarını ama festivalin ulusal basında daha fazla tanıtılmasını istediklerini ve vizyon filmleriyle Mardinli seyircinin katılımının artacağını söylüyorlar.
Ve Mardinli genç sinemacı adaylarıyla konuşuyoruz festivali. Mehmet Emin Kurt festivale ilk kez katıldığını ve festivalin “süper” olduğunu söylüyor. Daha önceki yıllarda neden katılmadığını sorduğumuzda, “Eskiden sinemaya karşı ilgim yoktu açıkçası” diyor. Sinemaya ilgisinin nasıl oluştuğunu soruyoruz Mehmet Emin’e. “Bu aralar Mardin Gençlik ve Kültür Evi’nin çalışmalarına katılıyorum, oradan arkadaşların tavsiyesiyle ve Serdal abi, bu filmlere gitmemizi önerdi” diyor. Mardin Gençlik ve Kültür Evi üyelerinden Hasan, söze “emeği geçenlere teşekkür ederek” başlıyor ve ekliyor: “Yeni yönetmen, senarist ve sinemacı arkadaşlarla tanışmak çok güzel.” Hasan, gençlik evinin eskilerinden. ‘99’dan beri çalışmalara katılıyormuş. Gençlik evinde sinema, tiyatro, halkoyunları etkinlikleri yapılıyormuş. Hasan ise sinema atölyesinde çalışmalara katılıyormuş. Önlerinde iki proje olduğunu ve en yakın zamanda bunları çekeceklerini söylüyor Hasan. Başarılar dileyerek ayrılıyoruz Hasan’ın yanından.
VE EMEĞİ GEÇENLER!
Bu tip kapsamlı organizasyonlarda onlarca insanın yoğun emeği söz konusu oluyor gerçekten. Biz de emeği geçenleri temsilen Festival Yönetmeni Helün Fırat ve Koordinatör Mehmet Baran’la konuştuk. İlk sorumuz Helün Fırat’a: “SİNEMARDİN bu yıl uluslararası bir sinema festivali oldu, bunun zorlukları neler?” Helün Fırat “Biz buna, ekip olarak, bir uluslararası denemesi olarak bakıyoruz” diyor ve bu senenin misafir ülkesinin Suriye olduğunu söylüyor. Bağlantılar konusunda Amerikalı Art-East adlı kuruluştan da yardım adlıklarını belirtiyor Fırat. SİNEMARDİN, bugüne dek senaryo çatılı bir festival olarak öne çıkmış. Fırat, bu yıl da Sinesen ve Sender iş birliği ile Suriye’den gelen misafirler arasında “Başkalarının acısını anlamak” konulu bir konferans düzenlendiğini ve iki ülkenin senaryoya bakışı üzerinden karşılaştırmalı bir tartışma yürütüldüğünü belirtiyor.
Sohbetimize Festival Koordinatörü Mehmet Baran’la devam ediyoruz. “Biz bu festivalin amelesiyiz” diyor Mehmet Baran. Mardin için bu festivalin öneminden dem vuruyor ve Mardin’in kozmopolit yapısından, tüm halkların kardeşlik içinde yaşadıklarından bahsediyor. Baran’ın her sözcüğünde memleketine duyduğu sevginin izleri görülüyor. Festivale çok amatörce başladıklarını, fakat geçen yıllarla birlikte profesyonelleştiklerini söyleyen Baran, sinemanın insanlara çok daha doğru ve çabuk ulaşacağını düşünerek bu işe kalkıştıklarını belirtiyor. Türk sinemasında son dönemde yaşanan gelişimin de altını çizen Baran, festivalde sanatsal ağırlıklı filmleri göstermeyi sürdüreceklerini söylüyor.
Diğer Başlıklar

PROF.DR ATA ATUN
GÜN ZİLELİ
Gönüllü Körlük
Tüm Yazarlar
    Gazete 1. Sayfaları
    Anket
    Demokrasi oynaması zor bir oyun mudur?
    Herkes oynadığına göre kolaydır
    Kimse oynayamadığına göre zordur
    Konuşarak icra edilir bu sebepten kolay görünür
    Hepsi
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008