|
Bir gün size güzel şeylerden bahsedebilirim, buna inancım büyük. Eşitlikten, refahtan, hakça yaşamaktan bahsedebilirim. Ama bugün dayanışmaya, hak aramaya, haksızlığa uğrayan herkes adına meydanlara , meydanlarda bağırmaya davet ediyorum. Çünkü benim ülkemde o kadar çok haksızlık, hukuksuzluk ve kıyım var ki. Misal kadınlarımız: 2009'un ilk 10 ayında 953 kadın, kadın oldukları için öldürüldüler. Avrupa Birliği Komisyonu’nun İlerleme Raporu’na göre (niyeyse Avrupalıların raporuna kendi raporlarımızdan daha çok güveniyoruz !) Türkiye'de 10 milyondan fazla kadın dayak yiyor. Üstelik şiddet denilen şey dayakla sınırlı değil, cinsel, duygusal, ekonomik şiddete maruz kalanların sayısını bilemiyoruz, kol kırılıyor yen içinde kalıyor ama kırılan kol hep kadının! Mevcut durumun değişebilmesinin yolu, daha çok bilgilenme, daha çok konuşma, daha çok dayanışma, daha çok hak aramadan, şiddetin her türene, her kime uygulanırsa uygulansın hayır demekten geçiyor. Tıpkı Mirebal kardeşlerin yani nam-ı diğer Kelebekler’in yaptığı gibi... 25 Kasım 1960’da Dominik Cumhuriyeti'nde tecavüz edilip öldürüldüklerinde Patria 36, Minerva 34 ve Maria Teresa 25 yaşındaydı. Ailelerine trafik kazasında öldüğü söylenen üç kız kardeşin katil sebepleri zulme baskıya, diktatörlüğe karşı gelmeleriydi. Diktatör unutuldu ama onlar Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele'nin simgesi olarak yaşamaya devam ediyorlar. Mücadele denen şey yalnızca ''şiddete hayır''ı içermez, özel günleri anmak, zulme lanet okumak yetmez. İşin hukuksal, yaşamsal hak boyutunu bilmeli, zorlamalı, bu hakkı almalı ve kullanmalıyız. Nerden başlamalı? Durumun adil tespitinden. Durumun tespiti çözümün yollarını açar. Örneğin şiddet görenin ilk gideceği adres bu konuya hakim olan bir sağlık merkezi. Bu merkez öyle bir donanımlı olmalı ki sistematik olarak raporlama, tedavi etme, koruma ve hukuksal olarak yol gösterici bir kimliğe sahip olmalı. Eşinden dayak yemiş, maddi güvencesi olmayan bir kadın bizim ülkemizde nereye başvurabilir? Derdini nerde anlatabilir, devayı nerde bulur? Kalabalık hastane acillerinde, utanılarak saklanmaya çalışılan mağduriyetlerden, karakolda zorla, erkek hakimiyetine terk edilen uydurma barıştırmalara kadar bütün süreç şiddet görenin aleyhine işler. Kurbanken nasıl zanlı olduğunuzu anlamazsınız bile! Bunu bilen bilir, en çok buna maruz kalan bilir, biraz da susma, yok sayma bundandır. Önce sağlık merkezinde başlamalı oysa yara tedavisi, yanında yaranın oluşmamasını sağlayacak korumacılık. Sağlık ocaklarımızın bile kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı şu günlerde özellikli merkezlerin açılmasını beklemek acaba saflık mı? Beklemek saflık elbette. Zafer beklemeyenlerin, yürüyenlerin, çoğalanların, inat edenlerin, inatla hakkını arayan kalabalıkların. Sağlık hakkı yaşamın her alanında aramanız savunmanız gereken bir hak. Sağlık ocaklarını, özellikle sağlık merkezlerini, hastanelerimizi, sistemin nelere gebe olduğunu, daha neleri kaybetmekte olduğumuzu konuşacağız, çözüm yollarını hep birlikte tartışacağız. Şimdilik ufak bir hatırlatma çorbadaki tuza dair: 12.12. 2009 saat 12.00 de Bahçelievler’deki İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nin önünde buluşuyoruz. Gasp edilen hastanemizi geri almak için, hakkımızı savunmak için. Unutmamak gerek ki tarih direnenlerindir; Patria, Minerva ve Maria Teresa'ya ve onlar gibi zulme ve haksızlığa karşı çıkan onurlu insanlara saygı ve şükranla. |