SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Yazı Karakteri Boyutu:
   
06 Ocak 2010 Çarşamba 20:02
  AHMET GÜNDÜZ
  
TANRININ GÜNAKÂR ÇOCUKLARI

 

                                                                 Taşlarla örülmüş madenlerden geldim

                                                                 İsmi değiştirilmiş çocuklardanım yani

                                                                 Bir fiil

                                                                 Çadırda fındık toplayanlardanım

                                                                 Aynaları cebinde taşıyan

                                                                                                        Burkulmuş izmaritim

                                                                 Velhasıl

                                                                 Nikâhı kıyılmamış flüt olurum dilencinin dudağında

 

                                                                                                               Mervan AKSU

 

 

            Rivayetlere sığdırdığımız bakış açılarımızla yargılarımıza hüküm verdik. Hüzünlü bütün şiirlerde onlara dair anısı sürgünlü ifadeler aradık.

 

            Onların geceye nazire yazdıkları söylenir…

           

            Korkunun belki de eş anlamlısı olarak geçmeli sözlüklere. Çünkü Kürtler hep bir korku ile yaşamıştır. Kâh çocuğuna verdiği isimden dolayı korkar. Kâh söylediği herhangi bir şarkının gizli nakaratına sığdırdığı özlemden dolayı…

 

            İlkokulda en çok Kürt olmaktan utanarak geçerdi zamanımız. İki kelimeyi bir araya getirememenin sıkıntısı acı bir hüzünle birleşirdi dudağımızda. Sonrasında iklimi belirsiz kırılgan ve ürkek bir ceylana dönüşür. Sonrasında künyesine sakladığı dualarla elleri kelepçeli kinayeli bir sözcüğe dönüşür.

 

            Milyon yıllık çocuksu bakışlarıyla bizi içten içe kutsanmış dualarla örterdi anamız. Lakin anamızın kendi dillinde bile bir isminin olmadığını sonradan öğrendik.

 

            Hediyesi çalınmış…

Düşleri yasaklanmış…

İsmi takma…

Garip mi garip öksüzler ordusu…

 

            Demirci Kava’nın çocukları kendi dillinde aşklarını anlatamaz oldu. Utançtan olsa gerek hüzün en çok onlara yaraşır. Tanrının günahkâr çocukları oluveriyorlar hemencecik.

 

            Saklısı yok onların. Geceye bu yüzden nazire yazdıkları söylenir.

 

            Usulca avuttuğumuz yalancı resimlerimiz bile isyan ediyor bu anlamsız oyuna. Muhalif ve muhtelif bakış açılarıyla baktık onlara. Lakin sabaha kadar başımıza ne geleceği belirsiz olduğundan dolayı suskuya bürünmeyi tercih ettik.

 

             Suskular artıyor. Susmayı yeğleyenler çoğalıyor. Lakin sabaha kadar evsiz barksız kalmayacağımızın teminatı yok. Ankara’nın puslu havasında evsiz bıraktığımız Kava’nın çocuklarından biri.

 

            Bizi, koyulaşan acının acımasız öfkeye dönüşümü rahatsız ediyor. Bizi, musalla taşına her gün bırakılan cesetler rahatsız ediyor. Süslü sözlerden geriye kalan kardeşlik olur her şeye rağmen.

 

            Şaşırtıcı, mizahi ve acımtırak bir tat bırakıyor bu kehribar yüzlü esmer insanlar…

Şaşırtıcı, nükteli ve ıssız bir imge oluveriyor bu dokunaklı insanlar.

 

            Onların geceye nazire yazdıkları söylenir…

 

            Apartmana girişi yasaklı bir adam var artık. Düşünceli, hüzünlü ve kutsal bir ayindeymiş gibi sessizliğe büründü o düş gezgini. Tamamlanamayan tablo gibi ağlamaklı duruyor bakışları. Örtüsü yırtık bir peçe gibi durur bakışlarımızla avuttuğumuz o yalansı düşler.

 

            Belki de verasetsiz olmayı kendileri seçti. Veraseti saklı ve yetim olmayı üşüyen yüzlerinden tanıdım. Yüzleşmekten korktuğumuz marazi bir durum var… Yüzleşmekten korktuğumuz aidiyetler yüzünden üşüyoruz. Sisli gecelerde uzun hava dinleyerek kendimizi bulduğumuz hayat hikâyesinin içinden geldik. Gün geçtikçe renklerini acılarıyla seslendiren yabancı ve sanrılı nöbetleri devir aldık.

 

            Apartmana girişin yasak olduğu bir dönemi de yaşadık…

 

            Bütün bunlardan geriye kalan yırtık ajandanın kasvetli bakışlarıyla iğdiş edilmiş çeviriler var şimdi elimizde. Yaşam öykülerini kâbus olarak gördüğümüz sahici insanlar var. Yaşam öykülerini rüzgâr da savurduğumuz umutlu dolu insanlar var. Yaşam öykülerini kâbus olarak gördüğümüz sahici insanlar şefkat ve sessizlik dileğiyle tutunmaya çalışır nöbeti tutulduğunda.

 

            İşlenmiş sözlerden geriye kalanlar düğümlenen gölgenizde avunmaya devam edin.

 

            Gölgesiz fidanların koynunda…

        Annem Kürt doğurdu beni suç bende mi şimdi?

 

            Yazgısı barikatlarla örülmüş insanlar geceye nazire yazmaya devam edin durmadan.

YORUMLAR (2) adet
    rukiye özbay
    kürt olmak
    suç ne sende ne de ailende ... suç ayrımcılık yapan sıradan kendini insanım diye sıfatlandıran ve beyinleri yalnız suçlamak ve suçlu aramaklarla sınırlananlarda....
    03 Haziran 2010 Perşembe 18:26

    Kerem
    mhb
    Fena değildi
    20 Mart 2010 Cumartesi 01:29

Yazarın Diğer Yazıları

PROF.DR ATA ATUN
GÜN ZİLELİ
Gönüllü Körlük
Tüm Yazarlar
    Gazete 1. Sayfaları
    Anket
    Demokrasi oynaması zor bir oyun mudur?
    Herkes oynadığına göre kolaydır
    Kimse oynayamadığına göre zordur
    Konuşarak icra edilir bu sebepten kolay görünür
    Hepsi
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008