Benim çocukluğumda “1001 Çeşit” mağazaları vardı, çocuk oyuncakları satarlardı. Dükkanda ne ararsan bulunurdu, bizim mahallede de vardı Dalyan’da. Hatta babama ilk hediyemi de ondan almıştım, en ucuzundan bir traş makinesi. Son yılların Türkiye’sine baktığımda “1001 Çeşit” mağazalarını görür gibi oluyorum. “Demokrat” sözcüğünün önüne hangi tümceyi koyarsan sanki oluyor: Liberal Demokrat, Sosyal Demokrat, Ilımlı Demokrat, Sosyalist Demokrat, Müslüman Demokrat, Kemalist Demokrat, Ulusalcı Demokrat, Milliyetçi Demokrat, Marksist Demokrat, Entelektüel Demokrat, Eşhellektüel Demokrat, Sorosyalist Demokrat…
Geçenlerde Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak’ın 12 Eylül öncesi ve sonrası darbeyi isteyen ve öven yazılarından bir bölüm sundum. Oradaki amacım zamanında darbeyi sevenlerin şimdi nasıl darbe karşıtı olduklarını göstermekti. Aynı zamanda aynı gazetede çalıştığım Melih Aşık ve Necati Doğru’nun ne kadar darbe karşıtı olduklarını anlatmaktı.
Esasında günümüze baktığımızda değişen bişey yok, Nazlı Ilıcak hâlâ darbe yanlısı, tek fark bu kez yanlısı olduğu darbeciler asker değil, siviller… Melih Aşık benim yazımdan kimi bölümleri köşesinde yayınlayınca kıyamet koptu, önce Nazlı Ilıcak kendisinin ne kadar demokrat olduğunu açıkladı, sonrasında da kimi yazarlar Ilıcak’ın demokratlığını yazar oldular.
Ilıcak kendisini savunurken, “Ben sözü geçen tümceleri yazdım, ama devamını okumamışlar, devamında da darbelere ne kadar karşı çıktığımı görürler…” diyor… Burada iki ayrı konu var, birincisi 12 Eylül öncesi yazdığı yazılarda sıkıyönetimi överken Nazlı Ilıcak’ın yazılarında “AMA” yok. Sadece kendisi değil, neredeyse gazetenin bütün yazarları darbe başlangıcı sıkıyönetimin şakşakcısı durumunda. Ayrıca Nazlı Ilıcak 12 Eylül sonrasının da şakşakcısı, kızdığı konu Adalet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne yapışanlara karşı durmak. Ona göre demokrasi bundan ibaret, gazetenin kapanma nedeni demokrasi özleminden değil, Süleyman Demirel’in direktiflerini devamlı yazmasından kaynaklanıyor. Zaten o dönemin Tercüman Gazetesi’ne baktığımızda yazarların Adalet Partisi’nden çok Milliyetçi Hareket Partisi’ni desteklediğini görüyoruz. Arşive girip, Ergün Göze, Ahmet Kabaklı, Güneri Cıvaoğlu ve Rauf Tamer’in yazılarına bakabilirsiniz… Darbe sonrası Alpaslan Türkeş’in “Düşüncemiz iktidarda, bizler hapisteyiz…” sözü dönemin Tercüman Gazetesi’nin politikasına tıpatıp uyuyor…
İkinci konu “AMA” konusu. Nazlı Ilıcak Ergenekon davası başladıktan sonra “AMA”ları sevmediğine dair bir yazı yazdı. Bir saate yakın o yazıyı aradım, ancak bulamadım. Sanırım yazının ana başlığı başkaydı da ondan bulamadım. Ancak başka bir yazı buldum. Benim 22 Nisan 2009 tarihinde yazdığım bir yazıdan alıntı: “Sözgelimi, Türkan Saylan’ın evi niçin aranıyor? Deseler ki, “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Jandarma bünyesinde kurulan Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun sürekli temas halinde bulunduğu önde gelen sivil toplum kuruluşlarından biri. Böyle bir ilişkinin var olup olmadığını tespit etmek üzere arama yapıyoruz” kimse sesini çıkartmayacak.” Bu yazı Nazlı Ilıcak’a ait, bu bir ihbar yazısıdır, hem de sivil darbecilere yardım için yazılan bir ihbar yazısıdır… Ilıcak’ın demokratlığı bu kadardır, aklı sıra Türkan Saylan’ın evinin aranışına kızıyor, aynı zamanda da nasıl aranması gerektiğini ihbar ediyor…
Daha da komiği Nazlı Ilıcak’ın eski eşi Emin Şirin Ergenekon davasından yargılanıyor yada en azından adı dava dosyalarında oldukça sık geçiyor. Bunca deneyimine karşın Ilıcak Emin Şirin’in de darbecilerle beraber olduğunu boşanana kadar anlayamamış.
Geçen gün aldığım alıntılarda bir bölüm vardı: “İdamlar bu meşru müdafaanın bir neticesidir. (…) 1972’de Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a Meclis’te oylarıyla sahip çıkanların Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürülmesini ‘devlet terörü’ olarak vasıflandıranların artık sesi soluğu kesilmiştir.” (Nazlı Ilıcak, 10 Ekim 1980, Tercüman.) Bu alıntı çok açık bir şekilde idamları onaylayan ve alkışlayan bir yazıdır. Bugünün demokrat ve anti-darbecisi Nazlı Ilıcak bu yazdıklarını inkar edebilir mi acaba?
Kaç gündür Ilıcak’ı savunan yazarlara bakıyorum, Taha Akyol (12 Eylül darbesi öncesi MHP yönetim kurulunda ve askerin idareye el koyması için imza atıp gazetelere tam sayfa ilan veren bir günümüz demokratı!..), Ertuğrul Özkök (Bugün bile Kenan Evren’i seven nadir bulunur bir demokrat!..) ve Ahmet Hakan (Günümüzün zoraki demokratı, daha çok fırın ekmek yemesi gerekiyor!..) Bir de üstüne basa basa yazdığı Bülent Ecevit. Ne kadar demokrat olduğunu sadece Rahşan Ecevit’in anlayabildiği bir demokrat…