Merak seğirtmeleriyle yola atladığında (karşıdan karşıya geçme fobimi) bile unutup, kurtarmaya yola atlayabiliyorsam; çarpma adayı şofürün, veremediği anlamdan başlıyor annelik…Elime doğması ve ilk beni gördüğü günlerimizden, Öfke duyduğum bir halini hatırlamamamdan, Defalarca onu ölümün pençelerinden çekip çıkarttığım inancımdan başlıyor anneliğim. Çocuk doğurmak bundan daha üstün bir sevgi midir şu durumda verebileceğim bir yanıt değil. Sevgimin boyutuna ayna tutacak daha nice örnekleri yarıda keseyim…Yanımda bulunmuş her şeyi aynı duygu kibiriyle gördüğümden bundan belki de ötekinin sevgisini hep yavan bulma gibi bir sorunum da var. Anaçlıktan kastım filmlerde karikatürize edilmiş burun silme, hırka giydirme süsünden arınmış olanıdır. Yani yaşatan, yeşerten seven türden bağlılıktan benim yaşadığım. Ölümün dışındaki başka hiçbir gücün çelimsiz bırakamayacağı annelik. Kanın madalya ve kıdemine rağzı olanı hiç değil.
Kimse ölen çocuğunun bedavadan hibe olduğunu görmek istemez acıdaki vahimliği anlıyorum tabiî ki. Ama bir annenin ben çocuğumu ölsün diye doğurdum tesellisine, karşın;
Küresel, global, yalancı, yabancı ve aşağılık tezgahlarda kurban olmuş bütün çocukların ruhunu huzurunuzda evlat ediniyorum. Bol keseden’’ Şehitler ölmez vatan bölünmez’’ sloganları atanlar; emek ne demek hiç bilmiyorlar çok belli… !
Ey insanoğlu ! toprakta Dünya malı değil mi???
Ankara da evliya geçinen bir Alevi kökenli bir kadın vardı. Zöhre Ana. Çocukken ben, ninem zeycan’ı götürürdük Zeycan’ın isteği üzerine gidilirdi.(ben kendisine de adıyla hitap ederdim) Saatlerce Ananın ummandan çıkması beklenirdi kapılarda.(anlatacağım hadise girdiği ummanın tasavvufi derinliğine ışık tutacak niteliktedir) Hasta olmayanı dahi hasta edecek bir ortam vardı orada…Çocuğu olmayanlara okumuş elma dağıtılırdı. Elmanın tamamını yemeyenin çocuğunun sakat doğacağı şeklinde bir tembih de sıkı sıkı anlatılırdı meydandaki curcunaya. Güya elmanın her zerresi çocuğun bir organını simgeliyormuştu sorduğum kadarıyla. Erzican dan her yıl, sırf bu bu tarikat ziyareti için Zeycan hazır bulunurdu. Zöhre Ana ‘yı görmüş olma şerefimde bu maceramıza dayanır.
Yıllar önce yine, kızı dağa çıkmış bir kadıcağız izine ulaşılabilir miyim yılana sarılmışlığıyla (sanırım kızdan hiçbir haber alınamıyormuş). Zöhre Ana’nın Dergahına da başvurmuş. Zöhre Ana hazretleri kızın PKK mensubu olduğunu işitince, tüyleri diken diken edecek boyutta bir yanıt vermiş. Kızın yaşıyorsa da inşallah 'ölür' demiş kadına…Evliyalığa da bu coğrafyaya uyuşacak türden faşist bir soluk getirmiş. Kızın ikametini halen kimse bilmiyor ama; Ülkemizin dişil ilkesinden temellendirirsek, faşistliğin geldiği noktanın akibeti ortadadır.
Bu coğrafyayı aile renginde görürsek etnikliği kişileştirerek, herkes evinde kaybettiğini dışarıda arar. Evinde kazandığını ise, dışarı kaybettirir...