KRONİK ''AYRIŞMACILAR ''YAPISI
Namı bilindiği üzere Ankara Sakarya Caddesi Barlar Sokağı küçük özelliklerini sıraladığımız tipoloji mahsullerinin akşamları toplandıkları alanların Ankara’da başında gelir. Aşağı yukarı iki-üç kutupturlar.En vahim çember ise Ya olası felaket şeriata karşı Kemalist cunta’ya sarılanlarla, Cunta ya karşı Hükümetle işbirliği yapabilecek düzeyde önü en az devlet kadar epey açık bir aydınlığın liberal cesurluğunu yeni ve taktire şayan bir adım olarak görebilecek bilince ulaştıkları, bir ikili ve birbirinden beslenen belalı burjuvanın kuyrukçuları olarak devşirilen ideoloklardır kendileri. Bunları haftada bir kez dinlerseniz kesinlikle güncel ve basma kalıp köşe yazarlarını takip etmenize lüzum yoktur zekaları salt ezbere hizmet ettiğinden, aynen, birebir yumurtlarlar size memleketin gidiş durumunu…
TEKEL İŞÇİSİ NE YAPTI SAKARYA CADDESİNDE ?
Tekel İşçisi’nin Abdi İpekçi parkı sürgününden ötürü, öncelikle, Hükümete bir Teşekkür borçluyuz. Sayelerinde Sakarya Caddesi ve Özellikle direniş sahnelerinin atmosferine aşina olmayan bir seksen sonrası silik kuşak olarak, görüp görebileceğimiz en onurlu sınıf direnişine bizi şahit ettiler ne mutlu !
Çadırlar sokak üzerinde sıralıca dururken, sabit bir yerin ilk kez hareketini izleyebiliyordunuz. Hele hep bakakaldığımız Hareketin durağanlığını hiç değil. Varillere karınca gibi vızır vızır odun ve yakacak taşıyan işçi ve başka yürekten gönüllüler, Yaktıkları sobanın dahi açık havayı ısıtmasının psişik bilinci ki, bildiğimiz odun bile açmış meğer böyle kardeşçe dayanışmaya sokağın tavanı kadar etkili, aralarında kürdü, alevisi, çerkezi, türkü bu güne kadar sınıf sorunu dururken nasıl bölünebildiklerinin idrakına devlete karşı erişmişler. Sonra müthiş bir örgütlenme cıvıltısıyla, samimi bir kriz masası telaşı içinde dönüp dönüp tek geldikleri nokta: asla başlattıkları kalkışmadan vazgeçmeyecekleri idi. Ülkücü ile Kürt kardeş olmuş, kimlik sorunsalını dayanışmanın potasında sindirip erimişlerdi. Bir ülkücü bıyıklı işçi, kalacak yeri bulunduğu halde kardeşlerini, birkaç saatliğine bile, tek başlarına nasıl bırakmaya kıyamadığını anlatıyordu. Kimliksel ego insanlık direnişiyle asimile olmuştu! Sosyalizmin ‘’anarşi’’ demek olmadığının pratikte ayrımına varmışlar. İkinci aşama ise, Anarşizmin bir karanlık kaos olmadığıdır hiç şüphesiz o erişime de sıra gelecektir. Bitlis’li bir Kürt işçi devletle nişanlı güçten yana demokrasi demogojisi yapan onursuzlara ancak ders kalacak saptaması söyleydi: ‘’Anayasa bazında azınlık sorunu çözülmediği müddetçe; Akp’nin yasa şeş tv ve başka türlü rant yasalarının kürt ve azınlık sorunlarına merhem olamaya asla yetmeyeceği, bu politik ve alt yapısı olmayan açılımların gelecek başka hükümetlerce eski yerine konulabileceği portatif uygulamalar olduğu yönündeydi.’’
Birbirlerinin ağzının altında oturuyor, her yeni tahlili sevgi ve saygıyla dinginlikle değerlendiriyorlar çadırlarda. İşçi kendi koşullarıyla tertemiz örgütleniyor.Sonra buraya Benim objektifimden birkaç fotoğrafı da paylaşacağım ama keşke fotoğraflardan birkaç saniye sesi getirebilse kapitalizm ! Kesinlikle İşçilerin curcunası anların ardında, sloganlar, şarkılar rakslar adeta bir karnaval yeri Sakarya caddesi..
İlk kez kıçını kurtarmak için yaşayanların asıl : silkelenip, ayrıldığı, horlandığına rastlıyorsunuz onursuz ve bencillerin sıvazlandığı aşağılıklığına kesinlikle değil. Geleneksek köylü kurnazlığının hiç para edeceği bir meydanı ilk kez gremiyorsunuz… Ben şayet sadece filmlerden, kitaplardan okuyup görmüştüm işçi proleteryasını..Adeta bir film, roman ve gerçeğin kurguladığı esas gerçeğin dünyasına kaldım...
‘’ okumuş bir işçi soruyor;
yedi kapılı teb şehrini kuran kim?
kitaplar yalnız kralların adını yazar.
yoksa kayaları taşıyan krallar mı ?
bir de babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış babil`i her seferinde?
yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen lima`nın
ne oldular dersin duvarcılar cin seddi bitince?
yüce roma`da zafer anıtı ne kadar çok!
kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?
sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
yok muydu saraylardan başka oturacak yer
dillere destan olmuş koca bizans`ta?
atlantik`te, o masallar ülkesinde bile,
boğulurken insanlar
uluyan denizde bir gece yarısı,
bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.
hindistan`ı nasıl aldıydı tüysüz iskender?
tek başına mı aldıydı orayı?
nasıl yendiydi galyalılar`ı sezar?
e bir ahçı olsun yok muydu yanında?
ispanyalı filip ağladı derler
batınca tekmil filosu.
ondan başkası ağlamadı mı?
yedi yıl savaşı`nı ıı. frederik kazanmış?
yok muydu ondan başka kazanan?
kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
ama pişiren kimler zafer aşını?
her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
ama ödeyen kimler harcanan paraları?
işte bir sürü olay sana
ve bir sürü soru. ‘’ B.Brecht