SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Yazı Karakteri Boyutu:
   
24 Ocak 2010 Pazar 13:33
  BAŞAK POLAT
  
BARLAR SOKAĞIYDI VARLAR SOKAĞI OLDU

KRONİK ''AYRIŞMACILAR ''YAPISI

 
Eğer gerekli malzemeleri varsa, rakı bira da tercih edilebilir devrimcinin ne içebileceği konusunda diktatör bir menü ile  makale yazacak değiliz. Konu kişileri klişeleri düzeyinde bir anarşist tavrımızda hazır bulunsun. Hatta içkisiz de olsa olur, mühim olan aynı hadisede mutabık birileriyle de bitirebilmektir konuyu. Her şeysiz Devrim yapılabilir, halksız, az muhalif bir kankasız, her şey mevcut ortamda elbette  yüreğe de  bakar ama   bu eylem için en önemli malzeme masadır.  Devrimci, henüz, hala  bir yere buyur edemediği  devleti,  illa ki masasına en azından oturtmak ister.  Bu gösteri için yeni yetme bir çıkak da  masada hazır  bulunsa pek iyi olur.  ertesi buluşmaya istikrar hissi doğurmaz kendi çalıp kendi oynarsa,  proleter örgütlenmeye  kalıcılık  bir sağlayamaz. Hadise Halktan çıkalı çok değirmenler dönmüş,  çanlar çalsa çalsa teori için çalıyordur zira halk bu yüce beyinli aktivistlerin çözümlerini algılayabilecek kapasitede zaten değildir deneyip başarısız  derslerini darbeyle ve hakkını korudukları cahil sınıflardan da almışlardır.

 

Namı bilindiği üzere Ankara Sakarya Caddesi Barlar Sokağı küçük özelliklerini sıraladığımız tipoloji mahsullerinin akşamları toplandıkları alanların Ankara’da başında gelir. Aşağı yukarı iki-üç kutupturlar.En vahim çember ise  Ya olası felaket  şeriata karşı Kemalist cunta’ya sarılanlarla, Cunta ya karşı Hükümetle işbirliği yapabilecek düzeyde  önü en az devlet kadar  epey açık bir aydınlığın liberal cesurluğunu yeni ve taktire şayan bir adım olarak görebilecek bilince ulaştıkları, bir ikili ve birbirinden beslenen belalı  burjuvanın kuyrukçuları olarak devşirilen ideoloklardır kendileri. Bunları haftada bir kez dinlerseniz kesinlikle güncel ve basma kalıp köşe yazarlarını takip etmenize lüzum yoktur zekaları salt ezbere hizmet ettiğinden, aynen, birebir yumurtlarlar size memleketin gidiş durumunu…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

            TEKEL İŞÇİSİ NE YAPTI SAKARYA CADDESİNDE ?

 

 

Tekel İşçisi’nin Abdi İpekçi parkı sürgününden  ötürü,  öncelikle,  Hükümete bir Teşekkür borçluyuz. Sayelerinde Sakarya Caddesi ve  Özellikle direniş sahnelerinin atmosferine aşina olmayan bir seksen sonrası silik  kuşak olarak,  görüp görebileceğimiz en onurlu sınıf direnişine bizi şahit ettiler ne mutlu !

 

Çadırlar sokak üzerinde sıralıca dururken, sabit  bir yerin ilk kez hareketini izleyebiliyordunuz. Hele hep bakakaldığımız Hareketin durağanlığını hiç  değil. Varillere  karınca gibi vızır vızır odun ve yakacak taşıyan işçi ve başka yürekten gönüllüler, Yaktıkları sobanın dahi  açık havayı ısıtmasının  psişik  bilinci ki,  bildiğimiz odun bile açmış meğer böyle kardeşçe dayanışmaya sokağın tavanı kadar etkili, aralarında kürdü, alevisi, çerkezi, türkü bu güne kadar sınıf sorunu dururken nasıl bölünebildiklerinin idrakına devlete karşı  erişmişler. Sonra müthiş bir örgütlenme cıvıltısıyla, samimi bir kriz masası telaşı içinde dönüp dönüp tek geldikleri nokta:  asla başlattıkları kalkışmadan vazgeçmeyecekleri idi. Ülkücü ile Kürt kardeş olmuş, kimlik sorunsalını dayanışmanın potasında sindirip erimişlerdi. Bir ülkücü bıyıklı işçi, kalacak yeri bulunduğu halde kardeşlerini, birkaç saatliğine bile,  tek başlarına nasıl  bırakmaya kıyamadığını  anlatıyordu. Kimliksel ego insanlık direnişiyle  asimile olmuştu! Sosyalizmin ‘’anarşi’’ demek olmadığının pratikte ayrımına varmışlar. İkinci aşama ise,  Anarşizmin bir karanlık kaos olmadığıdır hiç şüphesiz o erişime de sıra gelecektir. Bitlis’li bir Kürt işçi devletle nişanlı güçten yana demokrasi demogojisi yapan onursuzlara ancak ders kalacak saptaması söyleydi: ‘’Anayasa bazında azınlık sorunu çözülmediği müddetçe; Akp’nin yasa şeş tv ve başka türlü rant yasalarının kürt ve azınlık sorunlarına merhem olamaya asla  yetmeyeceği, bu politik ve alt yapısı olmayan açılımların gelecek başka hükümetlerce eski yerine konulabileceği portatif uygulamalar olduğu yönündeydi.’’

 

Birbirlerinin ağzının altında oturuyor, her yeni tahlili sevgi ve saygıyla dinginlikle değerlendiriyorlar çadırlarda. İşçi kendi koşullarıyla tertemiz örgütleniyor.Sonra buraya Benim objektifimden birkaç fotoğrafı da paylaşacağım ama keşke fotoğraflardan birkaç saniye sesi getirebilse kapitalizm !  Kesinlikle İşçilerin curcunası anların ardında, sloganlar, şarkılar rakslar adeta bir karnaval yeri Sakarya caddesi..

 

Sonra Ahmet Nesin,  Konuk olduğumuz İstanbul Tütün emekçilerinin çadırında birkaç emekçiye kitabını hediye etmek istemesine, ceplerinden para çıkarıp hocam zaten ne kazanıyorsunuz ki deyip ''armağanı'' ancak parayla kabul etmek talepleri…Yanlarında  duran herkesin sorunuyla otomatik olarak kardeş refleks olmuşlar, oluyorlar. Anadolu İnsanı Misafir perverliği ile yer veriyorl, görev blüşülmediği halde kalpten çay servisi yapıp bir dakika yerlerinde durmayanlar. Kıyıp oturamazsanız Mağrurca niye biz aciz miyiz tavrıyla sizi utandırıyorlar…Hava soğudukça ısınıyor,
ısındıkça ayaklarınız,  meydanı mesken tutarak eve geri geri gidiyor..

 

 

İlk kez kıçını kurtarmak için yaşayanların asıl :  silkelenip,  ayrıldığı,  horlandığına rastlıyorsunuz onursuz ve bencillerin sıvazlandığı aşağılıklığına  kesinlikle değil. Geleneksek köylü kurnazlığının hiç para edeceği bir meydanı ilk kez gremiyorsunuz… Ben şayet sadece filmlerden, kitaplardan okuyup görmüştüm işçi proleteryasını..Adeta bir film, roman ve gerçeğin kurguladığı esas gerçeğin dünyasına kaldım...

 

 

Kaç gündür öyle dolup taşıyorum ki şimdilik salt seyrine daldığım bu mücadele de, açlık grevi ve başka türlü tüm eylemlerinde yanlarında durmayı duyduğum hazza ve kadavralaştırılmış insanlığıma borç biliyorum…Tekel İşçisi kaybettiğimiz bir duruşu buldurmuş olduğundan yanlarında direnmemiz onlara olmasa bile aynaya bir vefa borcudur
 
r…

 

 

‘’ okumuş bir işçi soruyor;
yedi kapılı teb şehrini kuran kim?
kitaplar yalnız kralların adını yazar.
yoksa kayaları taşıyan krallar mı ?
bir de babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış babil`i her seferinde?
yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen lima`nın
ne oldular dersin duvarcılar cin seddi bitince?
yüce roma`da zafer anıtı ne kadar çok!
kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?
sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
yok muydu saraylardan başka oturacak yer
dillere destan olmuş koca bizans`ta?
atlantik`te, o masallar ülkesinde bile,
boğulurken insanlar
uluyan denizde bir gece yarısı,
bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.
hindistan`ı nasıl aldıydı tüysüz iskender?
tek başına mı aldıydı orayı?
nasıl yendiydi galyalılar`ı sezar?
e bir ahçı olsun yok muydu yanında?
ispanyalı filip ağladı derler
batınca tekmil filosu.
ondan başkası ağlamadı mı?
yedi yıl savaşı`nı ıı. frederik kazanmış?
yok muydu ondan başka kazanan?
kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
ama pişiren kimler zafer aşını?
her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
ama ödeyen kimler harcanan paraları?

işte bir sürü olay sana
ve bir sürü soru. ‘’ B.Brecht

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

GÜN ZİLELİ
Gönüllü Körlük
PROF.DR ATA ATUN
SADIK VARER
PROF.DR ATA ATUN
BAHADIR KUNDAKÇI
Sezin SUNAR Pencere Önü Çiçeği
Tüm Yazarlar
    Gazete 1. Sayfaları
    Anket
    Demokrasi oynaması zor bir oyun mudur?
    Herkes oynadığına göre kolaydır
    Kimse oynayamadığına göre zordur
    Konuşarak icra edilir bu sebepten kolay görünür
    Hepsi
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008