Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Yazı Karakteri Boyutu:
   
04 Şubat 2010 Perşembe 07:02
  Sezin SUNAR Pencere Önü Çiçeği
  
Tekel İşçisi, Direnişin Simgesi!

 

“Eylemin başladığı günden beri her gün ikişer saatlik aralıklarla Sakarya caddesindeydim. Oradaki nabzı hissetmeye çalışıyor, sınıf hareketlerini kitaplardan takip eden birisi olarak ilk kez böyle bir deneyim yaşıyordum. Derken son iki haftadır kalbim işçilerle birlikte atmaya başladı, sabahlara kadar işçilerin yanında kalıyor, muhabbet ediyordum.”

 

 

Tekel eylemi 21. yy Türkiye’si açısından emsali görülmemiş bir direnişin göstergesidir. Uzun süredir gündemi gerçeklikten uzak konularla meşgul eden bir yönetim zihniyetinin ‘demokrasi kisvesi altında yaptıklarının hesabını vermeye yaklaştığı günlerin geldiğinin bir emaresidir.

 

Kuşkusuz, şimdiye kadar gelinen noktada sadece canı yananların sesini çıkartmaya çalıştığı bir ortamda Tekel işçisinin eylemi uzun zamandır gündemde olmayan ‘sınıf bilincinin yeniden ateşlenmesi için gerekli zemini oluşturmuştur. Bugün orada bulunan işçiler yalnızca özlük haklarının geri verilmesini istememekte, ‘sınıf bilincinin kendileri için ne kadar da önemli olduğunun vurgulanması açısından da düzen tarafından sömürülenlerin tek bir çatı altında mücadele etmesini istemektedirler..

 

 

90’larda çocukluğunu yaşayan birisi olarak şu an içinde bulunduğumuz mücadelenin herhangi bir emsalini canlı olarak görmüş değilim. Bu bağlamda Tekel işçisinin ‘50 gündür içinde bulunduğu durumu teorik bilgilerin üzerine pratikte gördüğüm değerler açısından olumlu ve olumsuz yanlarını da ekleyerek analiz edebilme şansına erişmiş bulunmaktayım.

 

Bugün açık bir biçimde Türkiye’nin her bölgesinden direnmek için ‘Tekel sokağa gelen işçilerin birbirinden farklı siyasi görüşlere sahip olsalar da tek bir çatı altında hakları için mücadele ettiklerini söylemek gurur verici bir durum. Kürt hareketine yakın olan işçiler ve Türk milliyetçileri yan yana direniyor, sabahlara kadar ateş başında gündemlerinden bir parça da olsa sıyrılarak Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu durumu analiz ediyorlar. Şimdiye kadar televizyonlarda gördükleri sol fraksiyonların ve öğrencilerin durumlarına bakış açıları ise 50 günün sonunda bambaşka bir hale büründü..

 

Bir işçinin söylediği gibi:

 

43 yılda öğrenemediğim şeyleri 43 günde öğrendim..

 

Bir diğeri:

 

Şimdiye kadar televizyonda eylem yapan solcuları gördüğüm zaman hepsine lanet ediyordum, hepsi bana provokatör gibi geliyordu. Ama esas provokatörler bizlermişiz, bizi affedin..

 

Bir diğeri:

 

Benim memleketimde işçiler eylem yaptığı zaman ben kafamı çevirip başka tarafa doğru yönelirdim. Artık kim eylem yaparsa yanındayım. Doktoru, eczacısı, işçisi, itfaiyecisi, öğrencisi hiç fark etmez…

 

Eylem alanında şu ana kadar direnebilmelerini de başta Ankara halkına, sonra da maddi olanakları ölçüsünde yardımcı olan siyasi partilere, örgütlere ve öğrencilere bağlıyorlar. Tamamının bakış açısının tam ters yönde değiştiği söylenebilir.

 

 

Eylemin başladığı günden beri her gün ikişer saatlik aralıklarla Sakarya caddesindeydim. Oradaki nabzı hissetmeye çalışıyor, sınıf hareketlerini kitaplardan takip eden birisi olarak ilk kez böyle bir deneyim yaşıyordum. Derken son iki haftadır kalbim işçilerle birlikte atmaya başladı, sabahlara kadar işçilerin yanında kalıyor, muhabbet ediyordum.

Orada gördüğüm en net durum ‘dayanışma denilen kavramın içinin böylesine doldurulabileceği idi..

Radikal olarak nitelendirilen gruplara işçilerin bakış açısı daha ılımlıydı, öğrencilerle olan muhabbetler ise gün geçtikçe dostluk boyutuna erişiyordu..

 

 

Bunca yaşanan güzelliklerin yanında gözlemlediğim belli başlı handikaplar da var;

 

Öncelikle bazı siyasi grupların alanda bulunan diğer gruplara olan bakış açısı ve bu bakış açısını doğrudan işçilere empoze etme çabası beni oldukça rahatsız etti. Yapılanlar art niyetli değildi, ancak savunduğun doğruları senin gibi görmeyenleri ya da senin benimsediğin metodik yaklaşımları benimsemeyenleri eleştirmenin ötesinde aşağılamanın hiçbir mantığı yoktur.

 

Bir de farklı fraksiyonlardaki öğrenci arkadaşların tam da yeriymiş gibi, saatlerce işçiler içinde teorik tartışmalara girmesi ve sırf bu yüzden bazı durumlarda çöp varillerinin içinde yakılan ateşler sayesinde ısınmaya çalıştığımız bir ortamda zaten yeterince soğuk varken üstüne bir de yapay olarak oluşturulmaya çalışılan soğuk hava dalgası yaratma girişimlerini anlayamadım, gereksizdi çünkü..

Ancak bu işçilerin üzerinde oluşan sınıf bilincinin samimiyetini kimi durumlarda gölgeledi diyebilirim, kafalarda soru işaretleri bıraktı nitekim..

 
 
Sonuç itibariyle hep beraber bu noktaya geldik, bugün genel grev başlıyor! Tüm yurtta iş bırakma eylemleri Tekel işçisinin direnişine destek olabilmek adına yapılacak..

Eylemin ilk günlerinde ‘Taslarını taraklarını toplayıp memleketlerine dönsünler, şimdiye kadar yediklerine saysınlar, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını yedirmem’ diye bağırıp dik durmaya çalışanlar bugün Tekel direnişi yüzünden geri adım attılar, bu gidişle de atmaya devam edecekler!

 

Bugün hep beraber ‘genel grev için alanlardayız, bu direnişin halk nezdinde sosyal patlamaya dönüşmesi an meselesi iken, sömürü düzeninin bir gün sizin de kapınızı çalabileceği düşüncesiyle buna bir dur demek yine sizin elinizde..

 

Sevgiyle, dayanışmayla..

Sezin

Yazarın Diğer Yazıları

PROF.DR ATA ATUN
GÜN ZİLELİ
Gönüllü Körlük
SADIK VARER
PROF.DR ATA ATUN
BAHADIR KUNDAKÇI
Sezin SUNAR Pencere Önü Çiçeği
Tüm Yazarlar
    Gazete 1. Sayfaları
    Anket
    Demokrasi oynaması zor bir oyun mudur?
    Herkes oynadığına göre kolaydır
    Kimse oynayamadığına göre zordur
    Konuşarak icra edilir bu sebepten kolay görünür
    Hepsi
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008